Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı yayınladı
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajı yayınladı
Emperyalizme karşı istiklâl deklarasyonu
Ankara Bürosu
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Cumhuriyetin 85 yıl önce bütün imkânsızlıklara rağmen Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkeziyle topyekun bir milletin sahip olduğu büyük azim, gayret ve fedakârlıklarla kurulduğunu belirterek, “Cumhuriyet, emperyalizme karşı savaşmış milletimizin istiklâl ve istikbâl deklarasyonudur” dedi.
Kurtulmuş, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle yayınladığı kutlama mesajında, “Milletimiz hiç bir baskı ve dayatmaya boyun eğmeyeceğini bütün dünyaya haykırmıştır. Milletimizin her ferdi bu sözün, bu davanın arkasındadır ve arkasında olduğu için de cumhuriyetin eşit ve hür vatandaşlarıdır” dedi. Kurtulmuş, Cumhuriyet’in ırkı, dili, inancı, ne olursa olsun bu topraklar üzerinde yaşayan her vatandaşın ortak varlığı ve ortak teminatı olduğunu dile getirdi.
Cumhuriyet’in ayrım değil birlik olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Cumhuriyet kimseye ayrıcalık sağlamadığı gibi, kimseye ayrımcılık yapma hakkı da vermez” dedi.
Prof. Dr. Kurtulmuş mesajında şu görüşlere yer verdi:
“Tam tersine İstanbul’daki vatandaşıyla Hakkâri’deki vatandaşına aynı siyasi ve iktisadi imkânları, aynı özgürlük ve hakları sağlamakla mükelleftir. Çünkü Nişantaşı ile Şemdinli arasındaki fark ortadan kalktıkça Cumhuriyet gerçek mana ve anlamını kazanacaktır.
Bu imkân ve özgürlüklerin gerçekleşmesini, hayata geçirilmesini sağlayacak kurumsal davranış birliğini gerçekleştirecek siyasi iddia ve iradeyi ortaya koyabildiğimiz ölçüde geleceğe umut ve güvenle bakabiliriz.”
Milletin 85 yıl önce Cumhuriyeti kurmak için şehit verdiğini, şimdi de korumak ve yaşatmak için şehitler vermeye devam ettiğini kaydeden Başkan Kurtulmuş, “Terör saldırılarında kaybettiğimiz şehitler, coşkularımıza hüzün, sevinçlerimize gölge düşürmektedir. Terörizmin amacı bu topraklar üzerinde bin yıllık tarih, kültür ve din birliğiyle oluşmuş kardeşliği yok etmektir” diye konuştu.
Prof. Dr. Kurtulmuş, milletin sahip olduğu engin tarihi tecrübe ile bu oyuna düşmeyeceğini vurgulayarak, bu güçlere gereken dersi, 85 yıl önce istiklal savaşıyla Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkeziyle, topyekün bir milletin verdiğine dikkat çekti.
Kurtulmuş, sözlerini şöyle tamamladı: “O yüzden milletimizin kardeşliğini yok etmeye kimsenin gücü yetmez, yetmeyecektir.
Bu duygu ve inançla tüm milletimizin 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, Milli Mücadele ruhunu Anadolu’ya taşıyanları ve bu topraklar için canlarını veren isimsiz bütün kahramanları rahmet, şükran ve minnetle anıyorum”.
MİLLİGAZETE
29.10.2008 | Kategori: Siyaset | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
HANI OSAMA (İLAHİ)
ÇOK GÜZEL BİR İLAHİ
2.10.2008 | Kategori: ilahili vidyolar | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Daha güzel bir dünya mümkün
Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, bayram mesajında barış dileğinde bulundu
Daha güzel bir dünya mümkün
Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Ramazan bayramı münasebetiyle yayınladığı mesajda, “Gücün değil Hakkın hakim olduğu bir dünya” diledi. Kutan yayınladığı bayram mesajında, İslam dünyasına yönelik işgal ve saldırıların bayramlardaki sevinci hüzne dönüştürdüğüne dikkat çekerek, barış içinde bir dünyanın mümkün olduğunu vurguladı.
ANKARA BÜROSU
Recai Kutan yayınladığı bayram mesajında, İslam dünyasına yönelik işgal ve saldırıların bayramlardaki sevinci hüzne dönüştürdüğüne dikkat çekerek, barış içinde bir dünyanın mümkün olduğunu vurguladı. Kutan’ın bayram mesajı şöyle: “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu kurtuluş olan mübarek Ramazan ayını idrak etmiş olmanın bir kez bahtiyarlığını yaşıyoruz. Cenab-ı Hakka, bizleri bir kez daha Ramazan bayramına ulaştırdığı için ne kadar şükretsek azdır.
Bayramlar birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en yoğun yaşandığı dönemlerdir. Ramazan ayında oruç tuttuk. Yokluğa sabretmenin, nimete şükretmenin hikmetini anlamaya çalıştık. Şimdi bayram zamanı. Tüm Milletimizin, Tüm İslam aleminin mübarek ramazan bayramını kutluyorum. Bayramın hepimize en büyük mutluluklar ve sevinçler getirmesini temenni ediyorum.
Ancak yine tebessümlerimizde acı, sevinçlerimizde burukluk var. İçimizde Gazzeli çocukların, Iraklı çocukların hüznü var. Yiyecek ekmek bulamadığı için açlıktan ölme tehlikesi yaşayan Afrikalı çocukların endişesi var. Zalim ve alçak bir işgalin sonucu hayatını kaybetmiş yüz binlerce masum Müslümanın acısı var. Oysa daha güzel bir dünya mümkün. Sömürü değil adalet, savaş değil barış üzerine kurulu bir dünya mümkün. Bayramların bayram gibi yaşandığı bir dünya mümkün.
İşte Ben Cenab-ı Hak’tan bizlere; gücün değil hakkın hâkim olduğu yeni bir dünya’nın kurulması için şuurlanma ve çalışma gücü vermesini diliyorum. Bu bayramın İslam âleminin kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Bu vesileyle aziz milletimizin mübarek Ramazan Bayramı’nı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyorum.”
29.9.2008 | Kategori: Siyaset | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Hukuk devletinde bunlar da oluyor...
Hukuk devletinde bunlar da oluyor...
Turhan Çömez'i AK Parti'nin kuruluş döneminde Tayyip Erdoğan'ın özel kalem müdürlüğü yaptığı dönemde tanıdım.
Tıp eğitimi almış birinin özel kalem müdürlüğü yapmasını yadırgamış, bunu kendisine de ifade etmiştim.
Çömez seçimler sırasında epey çaba harcayarak AK Parti'den Balıkesir Milletvekili seçildi.
Ondan sonra geçen süre içinde partisiyle arası açıldı ve ihraç edildi.
Ancak Çömez'in değişik ilişkileri AK Parti'ye açılan kapatma davası açıldıktan sonra ortaya çıktı.
Ankara Tenis Kulübü'nde Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ve eşiyle olaylı buluşması şaşırtıcıydı.
Bu yemeğin ardından CHP lideri Baykal'la bir araya gelmesi de aynı derecede şaşırtıcıydı.
Turhan Çömez'in Ergenekon Soruşturması'nda gözaltına alınan Güler Kömürcü ile yaptığı görüşme olayın başka bir boyutunu ortaya koydu.
Çömez, Kömürcü'yü ısrarla Paksüt çiftiyle tanıştırmak istiyor.
Paksütler için Kömürcü'ye "MHP tandanslıdırlar ve biz beraber hareket ediyoruz. Yani Ferda'ya seni tanıştırmayı çok isterim" diyor.
Burada dikkat edilmesi gereken husus "beraber hareket etmek."
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili, Ergenekon soruşturması kapsamında aranan eski bir siyasetçiyle hangi konuda beraber hareket ediyor, merak uyandırıcı.
Üstelik bu görüşmenin AK Parti'ye kapatma davası açıldığı bir dönemde yapılmış olması olayı daha da ilginç hale getiriyor.
Bayan Paksüt bu görüşme nedeniyle dün savcıya saatler boyu ifade verdi.
İfadesi de "Ergenekon zanlısı" sıfatıyla alındı.
Normal hukuk devletinde de pek rastlanmayan bir tablo.
Türkiye'de hukukun güvenilirliğini zedeleyen bir tablo, demek daha doğru olur.
Bu, Ergenekon denilen örgütün, sadece kanlı olaylara karışmadığı, yüksek yargıyı da kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeyi amaçladığını gösteren bir tablo aslında.
(ERGUN BABAHAN / SABAH)
29.9.2008 | Kategori: Siyaset | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
NİHAT GENÇ :ERBAKAN HOCA'NIN KIYMETİNİ ANLAMAK
28 Şubat öncesi Erbakan Hoca’yı çokça eleştirdim, ancak, 28 Şubat'a karşı çıktım, her neyse, Erbakan Hoca’nın kıymetini ben Irak’a Amerika saldırdığında yani tamı tamına 2003 yılında idrak ettim.
Mesela bizler Doğu Konferansı’nı kurarken Erbakan Hoca’nın D 8’inden hareket ettik ve bu ülkenin dış politikasında D 8 bence çok şeyin başlangıcı.
Sanırım Amerika’nın ve batının Erbakan Hocayı baş düşman ilan etmesinin sebebi de bu D 8 hikayesidir. Genç okuyucular bilmeyebilir, kısaca D 8 nedir anlatalım. Dünyada Avrupa Birliği, Şangay, İslam Konferansı, Arap Birliği vs. birçok ortaklıklar kurulmuştur. Ama sadece D 8, Doğulu Müslüman Ülkeleri bir araya getirerek büyük bir siyasi güç oluşturmayı denedi ve Erbakan Hoca iktidara geldiğinde bu siyasetini harekete geçirmeye çalıştı. Ve ne olduysa burada oldu ve dünya üstüne çullandı.
Bugün bizim de siyasi görüşümüz budur, doğulu ülkeler, yani batının bombaladığı işgal ettiği Müslüman ve doğulu ülkeler ancak biraraya gelerek birbirlerini koruyabilir ve biraraya geldikten sonra kültürel, siyasi, askeri ilişkileri yoğunlaştırmanın dışında; birbirlerinin ürettikleri malları birbirleri satın alarak bir iç pazar dayanışması ve sonra gelişecek bu büyük iç pazarın bu ülkeleri Avrupa Birliği benzeri büyük bir siyasi güç haline getirmesi düşünülmüştür.
Erbakan Hoca sanırım bu fikri ünlü yazarımız Sezai Karakoç’tan esinlendi, sanırım bizler de Doğu Konferansı’nı kurarken bu fikirlerden feyz aldık .Sanırım bu fikrin en önemli tarafı bu büyük iç pazarın sosyal kaynaşmayı ve sosyal karışmaya müsait ortak bir kültürel geçmişten geliyor olmalarıdır. Evet, bu fikrin hayata geçirilmesini engellemek için Erbakan Hoca’ya yapmadıklarını bırakmadılar ama; bu fikir halen ortada ve bizim önümüzde.
Hocayla ilgili diğer düşünceme geleyim. Irak savaşı başladığında Tayyip Erdoğan medyası ve özellikle Fethullah Gülen medyası Amerika’nın yanında yerlerini aldılar. Açın gazeteleri okuyun, hepsi utanmazcasına Amerika’nın yanında yer aldılar ve bizler Müslüman bu siyasetçilerin Amerikancılıkları karşısında oturup çaresizlikten ağladık ve Irak’ta Müslümanlar nükleer bombalarla soykırımdan geçirilirken "bir Müslüman yok mu" diye feryat etmeye başladık, açın yazılarımızı okuyun.
İşte iktidardaki Müslümanlar Amerikan’ın yanındayken, Erbakan Hoca ve partisi Amerika’ya karşı sert bir siyaset izledi ve onlarca şehirde, birbirinden heyecanlı, coşkulu, Amerikan karşıtı mitingler düzenlediler. İşte o günlerde anladım ki düşman sınırımıza dayandığında; bu toprağı savunan kimdir, yanımızda aynı cephede kimler yer alıyor, işte bu soruya Fethullah Gülen cemaati değil, Tayyip Erdoğan medyası değil, sadece Erbakan Hoca ve partisi destek verdi. Bize o günlerde güç verdiler. Ben o mitinglerden birçoğuna katıldım, Recai Kutan ve Şeref Malkoçlarla aynı mitinglerde aynı platform üzerine çıkıp halkı selamladım.
Erbakan hocayla ilgili bir diğer düşüncem şudur. Bugün Fethullah Hoca’nın Amerika ve Papa bağlantıları ve diyalog rezaletleri benim canımı çok sıkıyor, çünkü bizim kimseye şirin görünecek tarafımız yoktur, biz Fatih’in çocuklarıyız. Ama biz Fatih’in çocuklarıyız diyen bu geniş Müslüman siyasette sadece Erbakan Hoca’dır.. Ayrıca Fethullah’ın ideolojik eğitimlerine baktığımızda Fethullah Gülen isminin Allah ve peygamberden sonra geldiğini görürüz, yani, kendini sıralamada nerdeyse üçüncü sıraya koyar ve bu son günlerdeki İngiliz gazetelerinin iddiasına bakılırsa haşa estağfurullah ikincisi gibi tövbe tövbe..
Neyse, Erbakan hoca, Allah, Peygamber der ve sonra Vatan toprağı der, sonra, ezanlar der, sonra şanlı büyük tarihimiz der ve kendine sadece "Siyasi bir lider" pozisyonu verir. Bence Erbakan hoca kutsal makamlardan hiçbirine sulanmamış, kendini heyecanlı kitlesine "Siyasi bir lider" olarak benimsetmiştir ve imam dediğimiz, hoca dediğimiz, "Önder" kavramını Fethullah Gülen gibi hiçte zorlamamıştır.
Şunu da söylemek istiyorum, Fethullah Gülen’in kitlesi cemaati ya da bu muhteremin gölgesinde büyümüş onbinlerce genç insana söyleyecek tek lafım yoktur, ben, Amerika’yla Papa’yla pazarlık yapan bu cemaatin tepesindeki beş-on adamı kastediyorum..
Erbakan hoca için bir başka güzel lafım şu olacaktır, Erbakan hoca bu topraklarda mesela askerden bu kadar sert darbeler yediği halde, askerlik kurumuna saygısını esirgememiş, askerliğin Peygamber ocağı olduğunu dilinden düşürmemiş ve vatan, devlet, memleket zeval görmesin diye yeri geldi ve hala sessiz kalmasını bilmiştir, bu da büyük devlet adamlığına delalet eder.
Hoca için bir başka lafım da şimdi Tayyip Bey’e ders olsun, Hoca, en sert siyasi krizlerin ortasında bile esprili mizahlı üslubuyla dalgasını geçerek yani siyaseti yumuşatarak halkı, sevenlerini eğlendirip, güldürerek, yani zekasıyla siyaset yapmıştır ve Türk siyaset tarihine altı kızarmış kadayıflarıyla ve son seçimde ilkokul zekasına hitap eden basit çizimlerle parti propagandasını örnekleyerek anlatması hepimizi mutlu etmiştir.
Ve hoca hiç şüphesiz kırk yıla varan siyasi hayatında milyonlarca Anadolu çocuğunu tertemiz ülke sevgisi ve Müslüman değerlerle büyümesini sağlamıştır.
Bu güzel iltifatları çok çok çoğaltmak mümkün. Ancak yanlışlarına da bir kaç cümle değineyim. Öncelikle bu Milli Görüş camiası hocanın da tahminleri ötesinde büyümüş ve kontrolü zorlanmış ve bir yığın yan kuruluşun gelir gider hesapları konuşmaları yayınları medyanın da gayretleriyle tam bir curcunaya yani kontrolsüzlüğe ulaşmıştır.
İkincisi, partinin gelir gider tablosunu geleneksel kaidelere uyarak güvendiği insanları kasa tutarak yönetmeye çalışmış ve bunun acılarını mahkum olarak ödemiştir, oysa, kamuoyunun önünde çok daha net açık bir hesap sorgulama Erbakan Hoca’yı rahatlatırdı.
İkinci eleştirim, Erbakan Hoca, diğer siyasi liderlerimiz gibi ikinci ismin büyüyüp gelişmesine imkan vermedi, baksanıza gençliğin sevgilisi Numan Kurtuluş hala sıra bekliyor, ki, 90’lı yıllarda çoktan ikinci üçüncü ve dördüncü isimleri yetiştirebilmeliydi.
Asıl büyük eleştirim ise şudur, ben, Türkiye Cumhuriyeti’nde siyaset yapacak insanların çok daha dikkatli bir siyasi program yürütmelerini beklerdim, bakın, bu fazlasıyla sert ve fazlasıyla köyden kasabadan oluşmuş kitlelerin heyecanlarına oturmuş siyasi manifestolar Türkiye’ye çarptı ve Erbakan Hoca bir anlamıyla tadıyla iktidara gelemedi. Mesela ben niçin Erbakan’ın saflarında değilim, işte bu yüzden, daha kontrollü daha uyumlu daha geniş kitleleri kucaklayacak bir siyasi dil kurmaya çalışırdım ve siyaseti bütünüyle "dinin" tesisi için kullanmazdım. Ben dinin "sosyal hayatta yükselmesi için" çırpınırdım, ama devletin bizatihi din tarafından bu kadar zorlanmasına karşı çıkardım, çıkıyorum.
Ben, bağımsız Cumhuriyetimizle, Müslüman geleneklerimizin yan yana yaşayacağına inanmış bir kardeşinizim. Bağımsız cumhuriyetimizde bugün beş vakit ezan yüzbinlerce camimizde okunuyor ve bağımsız cumhuriyetimiz bu beş vakit namaza bir de İstiklal Marşını koyarak, yani hakkıdır hakka tapan mısrasını, her sabah askeri birliklerde içtimaada okuyarak Allah’ın sesini kışlalarda yükseltmektedir. Ancak geriye dönüp baktığımızda Müslüman’ım deyip siyaset yapanlar siyasetin gündemine son otuz yıldır ısrarla ve durmadan başörtüsünü taşıyarak ve başörtüsü tartışmalarıyla devlete askere karşı halkımızın tarihlerden akıp gelen samimi bağlılığını rencide etmiştir demeyelim ama tartışmalı hale sokmuştur.
Kardeşlerim, Erbakan Hoca’nın siyasetine saygı duyalım ama ders çıkartalım, nerde yanlış yaptı, şimdi biz yeniden nerden başlayabiliriz, ben, şunu ısrarla söylüyorum, düşman kapıya dayandığında ve bugün işte Irak’ta milyonlarca kardeşimizi öldürdüğünde anlıyoruz ki, yalnızız, bizler, birbirimize sarılacağız, ben cumhuriyetçiyim, sen dincisin, böyle şeyler yok, hepimiz yanyana gelmenin yolunu mutlaka bulmalıyız.
Ne Fatih’ten geçeriz ne Mustafa Kemal’den, ne de bu toprağı ona buna peşkeş çekeriz.. Her neyse, bugün sizler Erbakan Hoca’nızla iftihar etmekte haklısınız, çünkü, bakın diğer cemaatlere ve siyasi yapılara, ne kadar kolay batılıların Papa’nın Amerika’nın koluna girip onların adamı oluveriyorlar, peki Erbakan Hoca ve sevenleri hala niçin ayak diriyor, şundan, Erbakan Hoca’yla düşüp kalkanlar tarihlerini bilir kültürlerini bilir ve bu geçmişten aldıkları büyük güvenle kimsenin adamı olmazlar, olmadılar..
kaynak
23.9.2008 | Kategori: Siyaset | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar Sonraki Yazılar>
